Uğur MUMCU
SUNUŞ[ 1 ]

Uğur Mumcu, ailesi Ankaralı olmasına karşın, 22 Ağustos 1942'de, babasının görevi nedeniyle bulundukları Kırşehir'de doğdu. Babası Ankara'ya atanınca, Ulus'ta Devrim İlkokulu'nda başladığı ilköğrenimini Bahçelievler'deki Ulubatlı Hasan İlkokulu'nda tamamladı. Cumhuriyet Ortaokulu ve Deneme Lisesi'ni bitirdikten sonra (1961), Ankara Hukuk Fakültesi'ne girdi.

Uğur Mumcu, öğrencilik yıllarında "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamayacağı"nı kavramış, etkin, coşkulu, çok okuyan, araştıran ve sorgulayan bir gençti. Onun öncülüğünde yapılan toplantılara zamanın politikacıları, bilim ve sanat insanları çağrılıyor, "münazara"lardaki başarılarıyla dikkat çekiyordu. Daha 20 yaşındayken "Türk Sosyalizmi" başlıklı yazısıyla Yunus Nadi Makale Yarışması'nı kazandı. Hukuk Fakültesi'ni bitirince (1965), bir süre avukatlık yaptı. Sonra dil öğrenmek için İngiltere'ye gitti, dönüşünde Hukuk Fakültesi'nin İdare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta'nın asistanı oldu. 12 Mart'ın aydınlara yönelik baskıcı tutumundan o da payına düşeni aldı; askerliğini yapmak için hazırlanırken tutuklandı, sonrasında "Sakıncalı Piyade" sayıldı. Askerlik dönüşü gazetecilikte karar kıldı, üniversiteden ayrıldı. Yön, Kim, Devrim, Türk Solu, Ortam, Akşam, Milliyet ve Yeni Ortam'dan sonra uzun süre Cumhuriyet'te yazdı. Ölümünden önce 25; ölümünden sonra yazılanların toplandığı 40'ı aşkın kitabı yayımlandı.

Atatürkçü, laik, cumhuriyetçi, demokrat bir Türkiye'nin yılmaz savunucusu; devrimci, hep emekten yana olan, hep araştıran ve sorgulayan gazeteci Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 otomobiline konan bir bomba ile inandığı değerler uğruna öldürüldü.

Eşi Güldal Mumcu, çocukları Özgür ile Özge, Uğur Mumcu'nun, ilkelerinden ödün vermeyen kişiliğini gelecek kuşaklara aktarmak; kütüphanesini, arşivini ve tüm yazılarını tarihsel sırasıyla, düzenli olarak araştırmacıların kullanımına sunmak, gazeteciliğe hevesli gençleri, araştırmacılık alışkanlığıyla mesleğe kazandırmaya çalışmak gibi amaçlarla, Ekim 1994'te Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı'nı kurdular. Vakıf, Aralık 1995'te amacı doğrultusunda etkinliklerini yaşama geçirmeye başladı. Şimdi genç gazetecileri araştırmacılığa yöneltmek, insanların düşündüklerini yazıya doğru aktarmalarını sağlamak için yazma seminerleri düzenliyor; başkentlileri sanatsal, bilimsel etkinliklerde buluşturan toplantıların yanı sıra kitaplar yayımlıyor.

Uğur Mumcu'nun gazete ve dergilerde beş bini aşkın köşe yazısıyla, dizi yazıları, söyleşileri yayımlanmış, um:ag Yayın Bölümü bunların hepsini, "Bütün Yapıtları" ve "Bütün Yazıları" dizilerinde kitaplaştırmıştır.

(...)

Ölümünden bu yana geçen sürede bu yazıların hâlâ güncel olması ise, bu kalıtın önemini anlatmaktadır.

(...)

Bilimin ve sanatın aydınlattığı bir dünyada, demokrasinin yaşama biçimi olması, adaletin herkesi kuşatması, bir kişinin bile hak ve özgürlüklerinden yoksun kalmaması için savaşım veren Uğur Mumcu gibi aydınlar, düşündükleri için öldürüldüler. Daha aydınlık bir dünyanın Mumcu gibi aydınların çoğalmasıyla kurulacağına inanıyor ve bu inancı aydınlanmacılarla paylaşmanın verdiği güçle, Mumcu'nun düşüncelerinin gelecek kuşakları da aydınlatacağını biliyoruz.

Düşünenlerin öldürülmemesi, öldürülenlerin hiç unutulmaması dileğiyle...

 

 
[ 1 ] Kaynak: Uğur Mumcu, Kontrgerilla Öğretileri, Bütün Yazıları 8, um:ag, 7. Baskı, 2002.
 
 
 

UĞUR MUMCU CİNAYETİ SORUŞTURMASININ GEÇİRDİĞİ AŞAMALAR

24 Ocak 1993 yılında, evinin önünde düzenlenen bir bombalı saldırı sonucu yitirdiğimiz Uğur Mumcu'nun Cinayetinin Soruşturması çeşitli aşamalar geçirmiştir.

Olaya başından itibaren Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı el koymuştur. Ancak dosya bir türlü tamamlanamamıştır. 7 yıl gibi uzun bir sürecin sonunda 11 Temmuz 2000 tarihinde "Umut Davası" adıyla bir dava açılmıştır.

(...)

Uğur Mumcu'nun öldürüldüğü 24 Ocak 1993'ten bu yana 12 Hükümet, 14 İçişleri bakanı, 12 Adalet Bakanı, 4 DGM savcısının (şu an özel görevli mahkeme savcısı görevde) değiştiği ülkemizde, ne yazık ki, Uğur Mumcu cinayeti bütün bağlantılarıyla hâlâ aydınlatılamamıştır.

Mahkemenin verdiği karar onansa bile, cinayete azmettirenler ortaya çıkmadığı sürece, dosya bizim açımızdan kapanmış sayılmayacaktır.

Yazının tamamına ve daha ayrıntılı bilgilere; http://www.umag.org.tr/sondurum.htm
adresinden ulaşabilirsiniz...

 
Ahmet Taner KIŞLALI

Ahmet Taner Kışlalı, 1939 yılında Zile'de doğdu. Kabataş Lisesi'nden sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. Paris Üniversitesi'nde Anayasa Hukuku ve Siyaset Bilimi dalında doktora yaptı. 1972 yılında doçent oldu. 1977'de CHP listesinden İzmir millet vekili seçildi. 1978'de Bülent Ecevit hükümetinde Kültür Bakanı olarak yer aldı. 12 Eylül sonrasında üniversiteye dönerek 1988'de profesörlüğe yükseldi. Aynı zamanda Cumhuriyet Gazetesi'nde ''Haftaya Bakış'' başlığıyla köşe yazıları yazıyordu.

Kışlalı, 21 Ekim 1999 Perşembe günü, Ankara'da evinin önünde uğradığı bombalı saldırı sonucu vefat etti.

BAŞLICA YAPITLARI

:: Forces politiques dans la Turquie moderne (AÜ SBF Yayınları, 1968)
:: Öğrenci Ayaklanmaları (Bilgi Yayınevi, 1974)
:: Siyasal Çatışma ve Uzlaşma (İmge Kitabevi Yayınları, 1993)
:: Atatürk'e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği (İmge Kitabevi Yayınları, 1993)
:: Siyaset Bilimi (İmge Kitabevi Yayınları, 1994)
:: Kemalizm Laiklik ve Demokrasi (İmge Kitabevi Yayınları, 1994)
:: Seçimsiz Demokrasi (Çağdaş Yayınları, 1995)
:: Bir Türk'ün Ölümü (Ümit Yayıncılık, 1997)
:: Ben Demokrat Değilim (İmge Kitabevi Yayınları, 1999)

 

 
 
 

Işık Kansu'nun Kaleminden Ahmet Taner Kışlalı ('Sorumlu Öğretmen' başlıklı makaleden...)

Zile, 1939. Adını Ahmet Taner koydular. Ziraat Bankası veznedarı Hüsnü Bey ile ilkokul öğretmeni Lütfiye Hanım'ın çocukları. O Lütfiye Hanım ki 16 yaşında Cumhuriyet öğretmeni olarak eğitim ateşini yoksul, yorgun Anadolu'ya taşıyor. Kemalci, Kuvvacı Mustafa Necati'nin 'Millet Mektepleri'nde kendinden yaşlı 'erkek' öğrencilere okuma yazma öğretiyor. Zile, Nizip ve Kilis'ten başlayıp Ankara'ya uzanan 44 yıllık uzun yürüyüşün ardından, bir Cumhuriyet Bayramı'nda, 29 Ekim 1994'te yaşama gözlerini yumduğunda, oğlu Ahmet Taner şöyle anıyor onu:

'Hep genç kalarak yaşlandı. Gerçek bir Kemalist devrimci gibi, kendini hep yenileyerek... çağını anlama çabası içinde torunları ile bile arkadaşlık kurmayı başararak...'

Annesinin kollarındayken, okullu olduğunda, 'a, be, ce'yi de ilk öğretmen annesinden öğrendi. Uysaldı. Sakinliği, 'muhallebi çocukluğu' gibi tanımlanamazdı asla. Daha ilkokuldayken Türkçe'yi ses şenliğine döndürürdü. Minik arkadaşları, 'Öyle öyküler anlatıyor ki derslerde, bize hiç laf düşmüyor' diye yakınırlardı.

Annesi ile babası, Mehmet Ali ile Mahmut'u İstanbul'a, Galatasaray Lisesi'ne göndermişlerdi. Ahmet Taner'in evin sıcaklığından uzaklaşmasına yürekleri elvermedi. Pek zayıftı, pek çocuksuydu da ondan. Kilis Ortaokulu'nda okudu. Delikanlılığın delifişekliğinde kardeşleri, arkadaşları dalaşırlardı birbirleriyle, ama onu kavga ederken hiç gören olmamıştı.

Kavgacılık ile savaşımcılığı birbirinden ayırt etmek gerek. Daha ortaokulda okulun düzenlediği tartışmalı toplantıların başta gelen önderlerindendi. Kabataş Lisesi'ndeki ateşli münazaralara da taşıyacaktı bu niteliğini.

Siyaset bilimcisi olmanın ilk ipuçları, ağabeyi Mehmet Ali Kışlalı ile kendi geliştirdikleri 'devlet yönetimi' oyununda belirmişti. Elde makas, dil ucuna sürüldü mü koyulaşan mavi uçlu kurşunkalem, bir de saman kağıtlar. Oyunun altyapısı hazır. El becerisini de ekledin mi üzerine, al sana kağıttan kaymakam, garnizon komutanı, doktor, belediye reisi, banka müdürü, tarım müdürü, halk. Çocukluğun geniş düş dünyasına açılan oyun penceresi, 'gel keyfim gel' geçen doyumsuz saatler.

Lise bitti. Ver elini Ankara. O artık Mülkiyeli. Hem öğrencilik, hem gazetecilik bir arada gidiyor. Yeni Gün'de spor muhabirliği.

Galatasaraylı kardeşlerinin tersine Fenerbahçe'ye 'gık' dedirtmeyen ödünsüz taraftar. Olgunlaşma sürecinde derginin yazıişleri müdürlüğünü üstlenme.

Fransız bursuyla Sorbon'da doktora. Tez konusu, 1960 devrimi sonrası Türkiye'deki siyaset açısından ilgi çekici:

'Modern Türkiye'de Siyasi Güçler...'

Fransa'da Bordolu, ama 'Biz Türklerden' Nicole ile tanışma. Ahmet Taner'in insan sever, sıcakkanlı, sevgili eşi, kızları Dolunay ve Altınay'ın anneleri Nilgün. Yıllar sonra birlikte geçirdikleri trafik kazasında yitirdiği, Türk bayrağı ile gömülen Nilgün Kışlalı...

Sorbon sonrası önce Hacettepe Üniversitesi'nde siyaset sosyolojisi alanında öğretim üyeliğine başlama. Askerliğin ardından Hacettepe Üniversitesi'ne yapılan dönüş başvurusuna ret yanıtı. Ağabeyi Mehmet Ali Kışlalı, 'İhsan Doğramacı istemedi dönmesini' diyor. 'Neden?' diye soruyoruz. Yanıtı çok kısa:

'Öğrencilerini demokrasi, özgürlük ve açıklık konularında teşvik etti. Ahmet, öğrencilerin üniversite içinde demokratikleşmesi akımının önderlerinden olmuştu. Doğramacı'ya bu fazla geldi.'

Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne geçti. Çok mutluydu.

1971-77 arasında Yankı dergisinin belkemiği olduğunu söylemek abartı sayılmaz. O yıllarda yükselen toplumcu, devrimci, halkçı rüzgarı yakalayan dönemin 'Karaoğlan'ı, CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in dikkatini çekiyor.

Yankı'da yazıları. 1977'de İzmir'den CHP milletvekili seçiliyor.

1978 başı. 11'ler Adalet Partisi'nden ayrılmış. Ecevit, hükümet kuracak besbelli.

Altan Öymen CHP Grup Başkanvekili. 'Laci'leri önceden çekmiş olanlar sıram sıram. Öymen'e görünenler, hatırlatmada bulunanlar çoğunlukta.

Ahmet Taner Kışlalı ise ortada gözükmüyor hiç. Ecevit, Öymen'e Ahmet Taner Kışlalı'yı Kültür Bakanı yapacağını açıklıyor. Öymen haberi bildirecek, ama bulabilene aşk olsun. Sonunda bulunuyor da, Altan Öymen, Kışlalı'ya Kültür Bakanı olduğunu ancak arabasında söyleyebiliyor:

'Kültür Bakanı olacağını kendisine açıkladığımda yüzünde sevincin işaretlerini görememiştim. Yalnızca gözlerinde önemli bir sorumluluk yüklendiğinin bilincine varan ışıltının çaktığını gözlemiştim.'

Bakanlık görevinin hakkını vermişti. O dönemin gençleri, o güne değin itilen kakılan yazarları, kimi gruplarca küçümsenen değerleri kucaklayan Kültür Bakanlığı'nca çıkarılan dergiyi anımsarlar:

'Ulusal Kültür'.

12 Eylül. Baskının adı. Özal'lı yıllar. 'Değişim' aldatmacasıyla karışık karşıdevrimin, yozlaşmanın adı.

Ahmet Taner Kışlalı, Ankara İletişim Fakültesi öğretim üyesi. Bilime, öğrencilere adanan yıllar. Savunduğu düşüncelere karşıt görüşleri ileri süren, bunu bir tutarlı çerçevede dile getiren öğrencilere en yüksek notu veren hoşgörülü, sonuna dek demokrat öğretmen. Eşini trafik kazasında yitirdiği günün ertesinde, kolu sarılı derse giren sorumlu öğretmen...

1991 sonu. Cumhuriyet gazetesinde yazarlığa başlama:

'Haftaya Bakış'.

Başta Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği olmak üzere birçok cumhuriyetçi demokratik kitle örgütünün Anadolu'nun yüzlerce köşesinde düzenledikleri toplantılarda konuşmalarla 'ulusalcı, laik, Atatürkçü' güçlere özgüven aşılama... Halka, Kemalizmin, Atatürkçülüğün bir doğma değil, bir sürekli devrimcilik olduğunu usanmadan anlatma çabası. Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan Yardımcılığı...

Nisan 1997'de ikinci eşi Nilüfer Kışlalı ile evlilik. 22 Eylül 1999'da Nilhan Nur'un doğumu.

Çayyolu Engürü Sitesi. 21 Ekim 1999:

Saat 09.28. Cumhuriyet gazetesine 'Kınıyorum' başlıklı yazısını faksladı.

Saat 09.35.

Eşi Nilüfer Kışlalı ve minik bebeğini kente indirecek, sonra derse girecek. 'Nilüfer' dedi, 'Ben arabayı ısıtayım. İki-üç dakika sonra gelirsiniz.' Evden çıktı.

Saat 09.40!

Nilüfer Kışlalı, 'Çok neşeli bir sabahındaydı' dedi...

 

 
Kaynak: http://www.kislali.org
 
Muammer AKSOY
1917 yılında Antalya’nın İbradı bucağında doğdu. 1939’da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Zürih Üniversitesi Hukuk ve Devlet Bilimleri Fakültesi’nde doktora yaptı. 1957'de, Üniversite özerkliğinin yokedilişini protesto amacıyla istifa ederek, 3.5 yıl üniversite dışı kalmıştı. 27 Mayıs günü geldiğinde, o, demokrasi için verdiği düşünsel mücadele yüzünden, bir süre önce kapatıldığı askeri cezaevinde yatıyordu. 1961 Anayasası'nı hazırlayan bütün kurulların üyesi olan Aksoy, Temsilciler Meclisi'nde Anayasa Komisyonu'nun sözcülüğünü de yaptı. 1958-60 yıllarında CHP Parti Meclisi üyesi, ilk günden beri Ortanın Solu hareketinin içinde ve bu akımı oluşturanlar arasındaydı. Toplumsal görüşleri, hep "demokratik sol" doğrultusunda olmuştur. Yıllardan beri Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde ve Basın Yayın Yüksek Okulu'nda, "Anayasa Hukuku" ve "Özgürlükler" derslerini okuttu. 15 yıl boyunca Türk Hukuk Kurumu'nun başkanlığını yaptı...

Petrol, boraks ve kömürlerin tüm, öteki madenlerin önemli olan rezervlerinin, büyük çaptaki dış ticaretin, bankacılığın ve sigortacılığın, ekonominin kilit noktalarındaki endüstrinin devletleştirilmesi, büyük kentlerdeki ve çevrelerindeki boş arsaların (arsa adayı tarlaların) ve tüm kıyıların halk yararına kamulaştırılması görüşünü, pek çok yazısında ve konuşmasında dile getirmişti. Atatürk'ün ilan ettiği "her alanda tam bağımsızlık"ın, Türkiye için bir yaşam sorunu olduğu kanısındaydı; ve bu inancını yazıları ve konferanslarıyla durmadan savunmuştu. Köylüyü, üzerinde çalıştığı toprakların sahibi yapacak ve kooperatifler sayesinde modern işletmelere kavuşturacak, köklü bir toprak reformunun hızla gerçekleştirilmesini savuna gelmişti.

Türk halkının, toplumsal yaşamımızda hür oylarıyla gerçekten egemen olmasını, 1943'ten beri savunagelen Aksoy, düşünce özgürlüğü başta olmak üzere, insan haklarının tam olarak tanınmasının kişi güvenliğini sağlayan Hukuk Devleti kurallarının tümüyle ve titizlikle uygulanması ve korunmasınının mücadelecisi olmuştu. Hangi yönden gelirse gelsin, şiddete başvurmanın ve kaba kuvvet uygulamalarının herzaman karşısında yer almıştı. Gerçek demokrasinin ve toplumculuğun, ancak halkın bilinçlenmesi ve medeni cesareti sayesinde gerçekleştirileceğine ve sürdürüleceğine inanmıştı. Bütün vatandaşların - meslek eğitimine kavuşma, eğitimlerine uygun iş bulma, insana yaraşır konutlarda oturma, yeterince beslenme, hekime ve ilaca ulaşma gibi - sosyal ve ekonomik nitelikteki anayasal hakları, devletçe tam olarak karşılanmadıkça, gerçek demokrasiden söz edilemeyeceği kanısındaydı.

Yıllardır yürüttüğü petrollerimizin ve madenlerimizin devletleştirilmesine yönelik mücadelesinden ötürü, önce kışkırtılmış kişilerin cana kıyma amacı güden saldırılarına hedef olan Aksoy, 12 Mart'tan sonra (işlediği eylemin ne olduğu dahi bildirilmeden) bir süre tutuklanmış, - düzmece kanıtlarla - uydurma suçlardan 15 yıl hapsi istenerek, ikibuçuk yıl Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanmıştır. Aksoy, bütün tertipleri ve hayal ürünü yakıştırmaları belgelerle çürüterek suçsuzluğunu kanıtlamış, özgürlüğüne kavuşmuştur.

Türkiyemizin, toplumcu, halkçı ve gerçekten demokratik bir yönetime kavuşmasında, öğretmenlerin büyük görevi olduğuna ve olacağına inanan Aksoy, devrimci Türk öğretmeninin kafa, gönül ve yürek gücünü, geleceğimizin en sağlam dayanağı ve Akgünler'in en etkili güvencesi saymıştı...

1977’de CHP İstanbul milletvekili olarak parlamentoya girdi. Avrupa Konseyi Türkiye temsilciliği ve Türk Hukuk Kurumu başkanlığı görevlerini yürüttü. 12 Eylül 1980’den sonra Ankara Barosu başkanlığına seçildi. 1989’da Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Bahri Savcı, Münci Kapani ve Bahriye Üçok gibi aydınlarla birlikte Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kurdu ve Kurucu Genel Başkan olarak çalıştı.

31 Ocak 1990 günü Ankara Bahçelievler’deki evinin önünde kurşunlanarak öldürüldü.

 

 

Prof. Muammer Aksoy’un cenazesinde hocasının fotoğrafını kortejin en önünde kucağında taşıyan Uğur Mumcu’yu da ne yazık ki üç yıl sonra yine bir Ocak günü yitirdik... 1994 yılından beri Ocak ayında Muammmer Aksoy ve Uğur Mumcu için yapılan anma toplantıları Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (um:ag)’nın öncülüğünde gelenekselleşti. Uğur Mumcu'nun öldürüldüğü 24 Ocak günü başlayan, Prof. Dr. Muammer Aksoy'un öldürüldüğü 31 Ocak günü biten ve bir hafta süren etkinlikler "Adalet ve Demokrasi Haftası" ortak başlığıyla yurtiçi ve yurtdışında yapılıyor. 24-31 Ocak 2004’de 11. Adalet ve Demokrasi Haftası etkinliklerinde de çeşitli sivil toplum örgütlerinin düzenlediği söyleşi, açıkoturum, dinleti ve sergilere yer verilecek.

Ayrıntılı program www.umag.org.tr adresinde verilmektedir.

 

(http://www.odtumd.org.tr/calismagr/yayin/bulten/126/anma.htm)

 

 
Başlıca Yapıtları

:: Sosyalist Enternasyonal ve CHP (1977)
:: Rejim Bunalımına ve Kötü Sonuçlarına Doğru Pupa Yelken Gidiş (?)
:: Devrimci Öğretmenin Kıyımı ve Mücadelesi I-II (1975)

 

 
Kaynak:
Prof. Dr. Muammer Aksoy, Devrimci Öğretmenin Kıyımı ve Mücadelesi I-II
http://www.odtumd.org.tr/calismagr/yayin/bulten/126/anma.htm
 
Bahriye ÜÇOK


İlk ve ortaokulu Ordu'da, liseyi İstanbul Kandilli Kız Lisesi'nde bitirdikten sonra Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ile Devlet Konservatuvarı opera bölümündeki öğrenimini aynı zamanda yürüttü.

Samsun ve Ankara'da onbir yıl süren lise öğretmenliğinden sonra İlahiyat Fakültesinde asistan oldu. 1957 yılında doktora, 1964 yılında doçentlik imtihanını verip, bu fakültenin İslam Tarihi bölümüne öğretim üyesi tayin edildi. 1971'de Cumhuriyet Senatosu'na kontenjan senatörü olarak atandı. Altı yıl süreyle bu görevde çalıştı. 1983'te Halkçı Parti kurucu üyesi olarak Ordu'dan milletvekili seçildi.

6 Ekim 1990 günü Çankaya Caddesi'ndeki evine gönderilen bir kargo paketinin patlamasıyla hayatını kaybetti. İlahiyat Fakültesi eski öğretim üyesi ve SHP Parti Meclisi Üyesi Prof. Bahriye Üçok, toplumsal ve siyasal sorunlarla ilgili düşüncelerini Cumhuriyet sayfalarında ortaya koyuyordu.

Başlıca Yapıtları

:: Atatürk'ün İzinde Bir Arpa Boyu
:: İslam'dan Dönenler ve Yalancı Peygamberler
:: İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar (Arapça, Farsça, İngilizce, Rusça ve Fransızca olarak yayımlanmıştır)
:: İslam Tarihi Emeviler - Abbasiler
* Birçok makale ve araştırmalarının yanı sıra Aly Mazaheri'nin "Ortaçağ'da Müslümanlar'ın Günlük Yaşayışları" adlı ilginç yapıtını Türkçe'ye çevirdi.

 

 
Kaynak: Doç. Dr. Bahriye Üçok, Atatürk'ün İzinde Bir Arpa Boyu, TTK Basımevi, 1985.
 
Devrim Şehidi Kubilay

Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayı...
23 Aralık 1930
"Kubilay Olayı", Cumhuriyet tarihinin en önemli olaylarından biridir. Menemen olayının izleri toplumsal bellekten hiç silinmedi. Kubilay "devrim şehidi" olarak simgeleşti.

Adı Mustafa Fehmi Kubilay. Baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep. Giritli bir ailenin çocuğu. 1906 doğumlu. Kubilay bir öğretmen. Cumhuriyet öğretmeni. 1930 yılında İzmir'in Menemen İlçesi'nde askerlik görevini yapıyor. O sırada 24 yaşında.
Bu genç insan, Menemen’de 23 Aralık 1930’da şeriat isteyenler tarafından öldürüldü. Genç Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayı, "Menemen Olayı - Kubilay Olayı" olarak tarihe geçti.
Menemen olayının izleri toplumsal bellekten hiç silinmedi. Kubilay "devrim şehidi" olarak simgeleşti.
Kubilay Olayı ile ilgili olarak, Atatürk'ün Silahlı Kuvvetlere mesajı, Genelkurmay Başkanı'nın mesajı, TBMM'de soru önergesi ve Başbakan İsmet İnönü'nün konuşması, Bakanlar Kurulu'nun sıkıyönetim ilanı kararı, Sıkıyönetim ilanının TBMM görüşmeleri, yargılamanın ilk günkü tutanakları, Savcılığın Esas Hakkındaki İddianamesi, Divanı Harp Kararnamesi, TBMM Adliye Encümeni Mazbatası ve TBMM Genel Kurul kararları, tam metin olarak yer almaktadır.


 

***


Menemen’de 23 Aralık 1930’da patlak veren Cumhuriyet karşıtı olayda yedek subaylığını yapmakta olan öğretmen Kubilay şeriat isteyenler tarafından öldürüldü.

Olayın elebaşısı “mehdi” olduğunu iddia eden Giritli Mehmet (Derviş Mehmet) adında Nakşibendi tarikatına bağlı biriydi. 7 Aralık’ta 6 müridiyle (Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet Emin, Nalıncı Hasan, Küçük Hasan) Manisa’dan yola çıkan Derviş Manisa’dan yola çıkan Derviş Mehmet, 23 Aralık sabahı, gün doğarken Menemen’e girdi. Belediye Meydanında çevresine topladığı yaklaşık yüz kişiyle zikrederek şeriat ilan etmeye kalkıştı. Meydandaki kalabalığın bir bölümü çağrısına uymuş, bir bölümü ise seyirci kalmayı yeğlemişti. Silahlı olan asiler bir müfrezenin başında olaya müdahale eden yedek subay Asteğmen Kubilay’ı hemen ardından da Hasan ve Şevki adındaki iki mahalle bekçisini öldürdüler.

Olay, arkadan yetişen askeri birlikler tarafından şiddetle bastırıldı. Bu arada Derviş Mehmet de vuruldu. Kaçanlar yakalandı, ilişkisi olanlar hakkında hemen kovuşturma başlatıldı.

27 Aralık’ta, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ile Ordu Komutanı Fahrettin Paşa (Altay) İstanbul’a giderek Dolmabahçe Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’e olay hakkında bilgi verdiler.

Mustafa Kemal Paşa, 28 Aralık’ta orduya gönderdiği başsağlığı mektubunda şöyle diyordu:

"Mürtecilerin (gericilerin) gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar bulunmaları bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadisedir."

31 Aralık 1930’da toplanan bakanlar kurulu, Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir merkez ilçelerinde bir ay süre ile sıkıyönetim ilan edilmesine karar verdi. Sıkıyönetim komutanlığına 2. Ordu Kumandanı Fahrettin Paşa (Altay), Divan-ı Harp Reisliği’ne 1. Kolordu Komutan Vekili Muğlalı Mustafa Paşa atandı. Olay 1 Ocak 1931’de Denizli Milletvekili Mazhar Müfit (KANSU) ve arkadaşlarınca verilen soru önergesiyle TBMM Gündemine getirildi. Soru önergesini Başbakan İsmet Paşa (İnönü) cevaplandırdı. Daha sonra Sıkıyönetim ilanına ilişkin önerge tartışıldı ve oybirliğiyle kabul edildi.

7 Ocak 1931’de Çankaya’da, Mustafa Kemal Paşa başkanlığında, Başbakan İsmet Paşa, Meclis Başkanı Kazım Paşa (Özalp), Sıkıyönetim Komutanı Fahrettin Paşa (Altay), İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve Milli Savunma Bakanı Zekai Bey’in (Apaydın) katıldıkları bir toplantı yapıldı ve Menemen Olayı bütün yönleriyle ele alındı. Olayın gerici nitelikte, düzenli ve siyasi olduğu görüşüne varıldı.

Sıkıyönetim mahkemesi, 105 sanığı 15 Ocak 1931’de yargılamaya başladı. Duruşmalar, 25 Ocak’ta sona erdi ve 105 sanıktan 37’si için ölüm cezası verildi. 6’sının ölüm cezası yaş haddi nedeniyle 24 yıl “idama bedel hapis cezası”na çevrildi. Diğer sanıklardan 20’sine bir yıl, 14’üne üç yıl, 6’sına 15 yıl, birine 12,5 yıl hapis cezası verildi, 27 sanık beraat etti.

Karar, 31 Ocak 1931’de TBMM’ye sunuldu. Aynı gün Adalet Komisyonu’nda görüşüldü. Komisyon, 31 ölüm cezasından 28’ini onayladı. 2 kişinin ölüm cezasını 2 yıl hapis cezasına çevirdi. Bir kişinin cezası da, ölmesi nedeniyle kalktı. TBMM Genel Kurulu, 2 Şubat 1931’de cezaları onayladı.

Ölüm cezaları 3 Şubat 1931’de yerine getirildi.

Sıkıyönetim, 28 Şubat 1931’de Manisa ve Balıkesir’den, 8 Mart 1931'de de Menemen’den kaldırıldı.


* Konu hakkında, daha fazla bilgi almak istiyorsanız, http://www.belgenet.com/1930/kubilay-01.htmladresini ziyaret ediniz...

 

 
Kaynak: http://www.belgenet.com/1930/kubilay-01.html
 
Turan DURSUN

1934 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Yapaltın köyünde doğdu. Turan Dursun, imam olan babası tarafından beş yaşındayken Ağrı’nın Tutak ilçesinde, kendisine Arapça okutacak hocaların yanına verildi. 8-9 yaşlarında Kürt mollalarının ve şeyhlerinin yanına bırakıldı. Bu arada Arapça okurken Kürtçe’yi de öğrendi. Daha sonra Erzurum ve Muş illerine bağlı köylerde Kürt ve Çerkez hocalarda eğitim gördü. Okuma-yazmayı ancak 1955-57 yıllarında askerlik yaptığı sırada öğrendi. İlkokul diplomasını ise terhis olduktan sonra, dışarıdan sınava girerek aldı. Bir süre İstanbul’da yüksek dereceli öğrencilere ve hocalara İslami ders dallarında Arapça eğitim verdi. Müftülük sınavını kazanan Turan Dursun, sırasıyla Tekirdağ, Sivas, Tokat, Manisa, Sinop illerinde ve ilçelerinde vaizlik ve müftülük yaptı.

1960’lı yılların başında görev yaptığı yerlerde dikkati çeken Dursun, komünist müftü yakıştırmasıyla anıldı.1966 yılında TRT’ye geçen Dursun, dini birçok program hazırladı. TRT’de hazırladığı programlar, halkımız tarafından eleştirilerek, Evrim Teorisi’ne yer verdiği ve dinsizlik yaptığı gerekçesiyle yayından kaldırıldı. Arkasından TRT’deki prodüktörlük görevi elinden alınarak uzman olarak çalıştırıldı.

Yayınladığı kitap ve yazılarda dine karşı çıkan Dursun, 6 Eylül 1990’da faili meçhul bir suikastle öldürüldü.

* Turan Dursun ile ilgili daha detaylı bilgilere; www.turandursun.com linkinden ulaşabilirsiniz...


BAŞLICA YAPITLARI

:: Din Bu 1 / Tabu Can Çekişiyor
:: Din Bu 2 / Tabu Can Çekişiyor
:: Din Bu 3 / Tabu Can Çekişiyor
:: Din Bu 4 / Tabu Can Çekişiyor
:: Din Bu 5 / Tabu Can Çekişiyor
:: Kulleteyn
:: Din ve Sex
:: Şeriat Böyle
:: Kur'an Ansiklopedisi (8 Cilt)
:: Müslümanlık ve Nurculuk
:: Allah
:: Dua

 
Necip HABLEMİTOĞLU

28 Kasım 1954-18 Aralık 2002

1954 yılında Ankara'da doğan Hablemitoğlu, 1977 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. 1977-1978 yıllarında "Dilde Fikirde İşde Birlik" adlı aylık bir dergi yayınladı. Uzun yıllar çeşitli kuruluşlarda basın müşaviri olarak çalıştıktan sonra Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde master ve doktora yaptı.

Türkiye dışındaki Türk topluluklarının yakın tarihi ile ilgili olarak çalışmalar yapan Hablemitoğlu, Orta Avrupa ve Balkanlar'da Türk eserleri, Türk azınlıkları ve şehitliklerimiz konusunda alan çalışmaları yürüttü. Bu çalışmalar çeşitli gazetelerde yazı dizisi olarak yayınlandı. 1995-1996 yılları arasında Birleşmiş Milletler Örgütü'nün bir projesinde (UNDP) görev alarak Moldova'da Gagauz Türkleri'nin Latin alfabesine geçişi ile ilgili olarak danışmanlık hizmeti verdi. Buradaki görevi sırasında, Cumhuriyet döneminin başında bölgede Atatürk tarafından görevlendirilen öğretmenlerin bulunduğunu belirleyerek, bu öğretmenlerin bugün yaşayan öğrencilerinin anılarını derledi ve bir kısmını Kemal'in Öğretmenleri başlığı ile yayınladı.

Çalışma alanına ilişkin çok sayıda kitap ve makalesi bulunan Hablemitoğlu, şehit edildiği 18 Aralık 2002 tarihine kadar Ankara Üniversitesi'nde Doktor Öğretim Görevlisi olarak binlerce öğrenciye yirmi yıl boyunca Atatürk İlkeleri ve Devrim tarihi derslerini verdi.

İlk kitabı, II. Dünya Savaşı sırasında Sovyet Rusya tarafından Kırım Türkleri'nin kendi topraklarından zorunlu göç ettirilişini anlatan ve 1974 yılında yayınlanan "Yüzbinlerin Sürgünü" dür.

Diğer kitapları, "Çarlık Rusyası'nda Türk Kongreleri (1905-1917)", "Şefika Gaspıralı ve Rusya'da Türk Kadın Hareketi (1893-1920), "Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası" ve "Kırım'da Türk Soykırımı" isimli çalışmalardır. Hablemitoğlu'nun özellikle Türkiye dışında yaşayan Türk toplulukları ve Kırım Türkleri konusunda yayınlanmış tarihi belgelere dayalı çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Bir Kırım Türkü olan Dr. Necip HABLEMİTOĞLU, Kırım Türkleri"nin Türkçü lideri İsmail Gaspıralı"ya ait tarihi belgelerden oluşan bir arşive de sahipdi.

Ayrıca, Türkiye'de ve yurt dışında faaliyet gösteren bölücü terör örgütleri ve Alman Vakıfları ile Avrupa Birliği Uyum Yasaları içinde yer alan vakıflar yasası konularında çeşitli araştırmaları bulunan Hablemitoğlu, çalışma alanına ilişkin Türkiye"de ve yabancı ülkelerde sempozyum, panel gibi toplantılarda sayısız konferanslar verdi, çeşitli televizyon ve radyo programlarına katıldı.

Kendisi gibi öğretim üyesi olan Doç.Dr. Şengül HABLEMİTOĞLU ile evli, Kanije ve Uyvar adında iki kız çocuk babası idi.


Başlıca Yapıtları

:: Türksüz Kırım: Yüzbinlerin Sürgünü (Boğaziçi Yayınları, 272 sayfa, İstanbul, 1974)
:: Çarlık Rusyası'nda Türk Kongreleri / 1905-1917 (Kırım Dergisi Tarih Araştırmaları Serisi No: 1, 1997)
:: Şefika Gaspıralı ve Rusya'da Türk Kadın Hareketi / 1893-1920 (Kırım Dergisi Yayınları, Doç.Dr. Şengül Hablemitoğlu - Dr. Necip Hablemitoğlu, 1998 )
:: Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası (Otopsi Yayınevi, 2001)
:: Kırım'da Türk Soykırımı (IQ Kültür Sanat Yayınları, 2002)

 

 
Kaynak: http://www.hablemitoglu.org/
 
 
 
Cavit Orhan TÜTENGİL
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyoloji Enstitüsü Başkanı ve Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Prof. Cavit Orhan Tütengil 1979 yılının 7 Aralık sabahı saat 07.45'te Levent'teki Sülün Sokak'ta bulunan İETT durağında, silahlı dört kişi tarafından öldürüldü. Saldırganlar, Tütengil'in cesedinin üzerine, ''Ne Amerika Ne Rusya, Bağımsız Türkiye- Anti Terör Birliği'' yazılı bir not bıraktılar. Polis, olay yerinde 9 milimetre çapında 12 boş kovan buldu. Tütengil cinayetinde yapılan soruşturma ve yargılamalar ise sonuçsuz kaldı. Hatta yargılama dosyası bile kayboldu. Tütengil'in cenazesi, 9 Aralık 1979 günü Şişli Camii'nden olaylı bir biçimde kaldırıldı. Cenazeye katılmak isteyenlerle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışma sonunda bir işçi öldü, sekiz kişi yaralandı. Yaralananlardan biri de, Cumhuriyet Gazetesi'nin bir diğer yazarı, Ümit Kaftancıoğlu idi. Kaftancıoğlu, bu törenden aylar sonra bir başka hain saldırının hedefi oldu...

 
Bugün 1 ziyaretçi (16 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=